TMMOB - TTB: Bilimi ve Kamusal Denetimi Dışlayan Düzenlemeler Yaşam Hakkımıza Saldırıdır

TMMOB ve TTB, 21 Ocak 2026 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanan Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Konseyi Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelikle Ulusal İSG Konseyinin çalışmalarında yer alacak tüm kurum, kuruluş ve kişilere ilişkin hükümlerin düzenlenmesine ilişkin ortak bir basın açıklaması yaptı.

Tam bir yıl önce bugün Bolu Kartalkaya’da yaşanan ve 78 kişinin hayatını kaybettiği felaket, işçi sağlığı ve güvenliğinin nasıl bir anlayışla ele alındığının en acı ve çıplak göstergesi olarak hafızalarımıza kazınmıştır.

Bu felaket, rastlantı değil; kamusal denetimin zayıflatılmasının, bilimin ve mühendisliğin dışlanmasının doğrudan sonucudur. Yalnızca bu facia dahi, işçi sağlığı ve güvenliği ile bu alana yönelik politikaların oluşturulmasının ne denli hayati olduğunu göstermektedir. Bu gerçekliğe rağmen izlenen yaklaşım, yaşam hakkını değil, siyasal tercihleri öncelemekte ve açıkça ölüme davetiye çıkarmaktadır.

Facianın birinci yıl dönümünde, işçi sağlığı ve güvenliği hakkında görev ve sorumluluğu bulunan kamu makamlarının asli görevi, işçi sağlığı ve güvenliği politikalarının kamu yararını ve güvenliğini gözetecek şekilde ilgili bütün meslek disiplinlerinin katılımıyla en geniş mutabakatı sağlamak için adım atmak olmalıyken, yaşanan acılardan ders çıkarılmadığı, aksine mevcut politikaların dahi gerisine düşüldüğü görülmektedir. Bu tutum, Kartalkaya’dan sonra da sorumluluk alınmadığını açıkça ortaya koymaktadır.

İşyerlerinde işçi sağlığı ve güvenliği hizmetlerinden asıl sorumlu kişi işverendir. Ekibin en önemli unsurları da işyeri hekimleri ve iş güvenliği uzmanlarıdır. İşyeri hekimlerinin ve iş güvenliği uzmanlarının meslek örgütleri olan Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) ve Türk Tabipleri Birliği (TTB) olarak İSİG alanının asıl unsurları olduğumuzu yeniden hatırlatmak istiyoruz.

Bugün (21 Ocak 2026 tarihli ve 33144 sayılı Resmi Gazete) yayımlanan Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Konseyi Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik ile Ulusal İSG Konseyinin çalışmalarında yer alacak tüm kurum, kuruluş ve kişilere ilişkin hükümler düzenlenmiştir. Bu yönetmelikle Anayasal bir kuruluş olan TMMOB ve TTB, Ulusal İSG Konseyinin asli üyesi olmaktan çıkarılmış, “İlgili kamu kurum ve kuruluşlarının yanı sıra üniversiteler, sivil toplum kuruluşları, meslek birlikleri, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ile özel sektör temsilcileri Konsey toplantılarına davet edilebilir; alt kurul, danışma ve çalışma gruplarında yer alabilir.” denilerek lüzum halinde davet edilen kurum/kuruluşlar konumuna getirilmiştir.

Bu dışlama, teknik bir tercih değil; bilimi, mühendisliği ve kamusal denetimi sistemli biçimde devre dışı bırakmaya yönelik siyasal bir tercihtir. Yönetmelik, hukukun askıya alınmasının, Anayasa’nın yok sayılmasının ve kamusal denetimin tasfiye edilmesinin son halkasını oluşturmaktadır.

Ulusal İSG Konseyi, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 21. maddesinde düzenlenmiştir, 5 Şubat 2013 tarihinde yayınlanan Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG) Konseyi Yönetmeliği'nde konseyin bileşiminde TMMOB ve TTB yer almaktaydı. 2 Temmuz 2018 tarihli kanun hükmünde kararname ile konsey fiilen ortadan kaldırılmıştı. Anayasa Mahkemesi Konseyin bileşimine ilişkin düzenlemeleri ilga eden Kanun Hükmünde Kararname maddelerini iptal etmişti. Anayasa Mahkemesi’nin Konsey’in kimlerden oluşması gerektiğinin Kanunla düzenlenmesi gerektiği yönündeki kararına rağmen bugüne kadar hiçbir Yasal düzenleme yapılmamış ve önce 25/06/2025 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Genelgesiyle Konsey’in kimlerden oluşacağı düzenlenmiş, ardından da 2013 tarihli Yönetmelik yürürlükten kaldırılarak yeni Yönetmelik yayımlanmıştır.

Yeni Yönetmelikte eski düzenlemeden farklı olarak TMMOB ve TTB, Ulusal İSG Konseyi’nin asli üyeleri içerisinde sayılmamıştır. Bu tercih, bilimin, mühendisliğin ve kamu yararının Konsey’den dışlanması anlamına gelmektedir.

Anayasa Mahkemesince iptal edilen düzenlemeleri öncelikle görüşüp karara bağlayacak şekilde yeni Yasal düzenlemeler yapmak, Meclis’in Anayasa’da yer alan görevleri arasında bulunmaktadır. 6331 sayılı Yasa’nın 21. Maddesinin bazı hükümlerini ortadan kaldıran Kanun Hükmünde Kararname’nin Anayasa Mahkemesince iptal edilmesinin üzerinden yıllar geçmesine rağmen Ulusal İSG Konseyi’ne ilişkin kapsamlı bir Yasa düzenlemesinin yapılmaması, Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmamasının tipik bir örneğidir. Bu durum, yasama organının Anayasa’dan doğan sorumluluklarını yerine getirmediğini açıkça ortaya koymaktadır. Bu bakımdan Meclisi üzerine düşen sorumluluk ve görevleri yerine getirmeye, 6331 sayılı Yasa’nın 21. maddesinin KHK ile ilga edilen kısımlarına yönelik yeni bir düzenleme yapmaya çağırıyoruz.

Konseyin kaldırılmadan önceki bileşimi ve işleyişine dair de eleştirilerimiz bir yana, mevcut bileşimin dahi törpülenerek TMMOB ve TTB’nin, Anayasa’ya aykırı bir biçimde Konsey’den çıkarılması kabul edilebilir değildir. Bu yaklaşım, işçi sağlığı ve iş güvenliğini kamusal bir sorumluluk olmaktan çıkarıp idari bir formaliteye indirgemektedir.

İşçi sağlığı ve iş güvenliğinde temel amaç; çalışma yaşamında çalışanların sağlığına zarar verebilecek hususların önceden belirlenerek gereken önlemlerin alınması, rahat ve güvenli bir ortamda çalışmalarının sağlanması, iş kazaları ve meslek hastalıklarına karşı çalışanların psikolojik ve bedensel sağlıklarının korunmasıdır. Sosyal hukuk devletinin temel işlevi, güvenli bir çalışma ortamı oluşturmak, çalışanları çalışma ortamından kaynaklanan sağlık ve güvenlik risklerine karşı korumak, çalışanların güvenlik, sağlık ve refahını sağlamak ve geliştirmektir. Bu yükümlülüklerden geri adım atılması, devletin en temel görevlerinden vazgeçmesi anlamına gelmektedir.

6331 sayılı İSG Yasası ile İşçi Sağlığı Ve Güvenliği hizmetleri piyasaya açılmış, hizmetin neredeyse hepsi Ortak Sağlık Güvenlik Birimi (OSGB) denilen taşeron firmalara mecbur bırakılmış, yaşanan acımasız rekabet sonucunda çalışan ücretleri düşmüş, mesleki bağımsızlık ortadan kalkmış ve hizmetin kalitesi düşmüştür. Bu kötü çalışma ortamlarında günde en az 6 işçimiz iş cinayetlerinde yaşamını yitirmektedir; meslek hastalıklarına tanı konulamamaktadır. İşçilerimiz çalışırken, çalıştıkları için hasta olmakta, ölmekte ve sakat kalmaktadır.

İşçi sağlığı ve iş güvenliği, meslek alanlarımızın görev ve yetkisiyle doğrudan bir ilişki içerisindedir. Dolayısıyla Yönetmelik ile TMMOB ve TTB’nin Konsey’den çıkarılması işçi sağlığı ve iş güvenliğinin içeriğiyle, bilimsel gereklerle, kamu yararıyla bağdaşmamaktadır. Bu düzenleme, önlem almayı değil, edelini hayatlarımızla ödediğimiz bir anlayışın ürünüdür.

Buradan bir kez daha sesleniyoruz;

İşçi sağlığı ve güvenliğinin sağlanabilmesi; çalışanlara rahat ve güvenli bir ortamın sağlanmasını, iş kazaları ve meslek hastalıklarına karşı çalışanların psikolojik ve bedensel sağlıklarının korunmasını gerektirmektedir. İşçi sağlığı ve güvenliğine yönelik politikalar belirlenirken, ilgili uzmanlık alanları gözetilerek yetkin kurum ve kuruluşlar da kapsanmalıdır. Bilimsel bilgi ve meslek örgütleri dışlanarak güvenli çalışma yaşamı kurulamaz.

Başta TMMOB ve TTB olmak üzere Konsey’in önceki halinde yer alan bütün meslek kuruluşları ile diğer kurumlar da sürece yeniden dâhil edilmelidir. Yürütme organının sürekli olarak Konsey’in yapısıyla oynayacak düzenlemeler yapmasının önüne geçmek için, Anayasa Mahkemesi kararı doğrultusunda Yasama organı tarafından gerekli Kanun değişiklikleri yapılmalıdır.

TMMOB - TTB